Etkileyici olmak, bir filmin ‘iyi’ sıfatını haketmesi için yeterli
midir? Elbette ki hayır. Kıyamet Günü (The Impossible) de maalesef bu sıfatı haketmiyor.
Filmin tüm
dinamiği, yakın tarihte yaşanmış büyük tsunami felaketinin yarattığı dramı, bir
Amerikan ailesi üzerinden yansıtması üzerine kurulu. Yaşanan olayın kendisi
zaten büyük bir dram içeriyor. O dönemde herkes aylarca televizyondan ve
internetten olayın görüntülerini izledi. Film bahsettiğim görüntülerden
fazlasını sunmuyor bize. Ortada bir sinema filmi yok. Belgesel kanallarında
yayınlanan canlandırmaların, iyi oyuncularla ve yüksek prodüksiyonla çekilmiş
bir versiyonu sadece karşımızdaki.
Yönetmen
Juan Antonio Bayona’nın ne kadar yetenekli bir sinemacı olduğunu Yetimhane (El
Orfanato) filminden biliyoruz. Fakat The Impossible’da ne yazık ki herhangi bir
yönetmen dokunuşuna rastlayamıyoruz. Zaten yönetmenin ve teknik ekibin elinde,
olayı canlandırmalarını sağlayacak milyon sayıda video, resim ve doküman var.
Bu veri tabanını, ayrı düşmüş aile bireylerini bir araya getirmek kadar sığ bir
hikayenin altına yerleştirmek için yetenekli olmak bile gerekmiyor.
Bir ara
Lucas insanlara yardım etmek için harekete geçiyor ve bunun Pay It Foward
filmindeki gibi bir iyilik seline dönüşeceğini sanıyoruz. Fakat bu girişim çok
kısa sürüyor ve yapay duruyor. Anlıyoruz ki, bahsettiğim bu bölüm, Lucas’ın
annesini kaybettiği sahne gibi tamamen süreyi doldurmak ve hikayeye hareket kazandırmak
için yapılmış anlamsız bir girişim.
Oyuncuların
hepsi başarılı. Ellerinde derinliği olmayan, anlık karakterler olduğu için aksi
pek mümkün olamazdı zaten. Yine de Naomi Watts’ı izlemek, her filmde ayrı bir
keyif veriyor.
Sonuç
olarak; The Impossible sırtını yakın zamanda yaşanmış büyük bir felaketin,
hafızalarımızdaki taze anılarına yaslayan ve bunun üzerine sinema adına herhangi
bir şey koymayan bir film. Beyazperdeye yansımış uzun bir canlandırmadan ötesi
değil. Filmi izlerken ağlıyorsunuz ama bunun sebebi filmin iyi olması değil,
olayın kendisinin dramatik olması ve iyi oyuncularla kotarılması. Şunu
unutmayın; çok güldüren, çok ağlatan, çok korkutan filmlere ‘iyi film’ denmez.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder