16 Mart 2013 Cumartesi

The Impossible


            Etkileyici olmak, bir filmin ‘iyi’ sıfatını haketmesi için yeterli midir? Elbette ki hayır. Kıyamet Günü (The Impossible) de maalesef bu sıfatı haketmiyor.
            Filmin tüm dinamiği, yakın tarihte yaşanmış büyük tsunami felaketinin yarattığı dramı, bir Amerikan ailesi üzerinden yansıtması üzerine kurulu. Yaşanan olayın kendisi zaten büyük bir dram içeriyor. O dönemde herkes aylarca televizyondan ve internetten olayın görüntülerini izledi. Film bahsettiğim görüntülerden fazlasını sunmuyor bize. Ortada bir sinema filmi yok. Belgesel kanallarında yayınlanan canlandırmaların, iyi oyuncularla ve yüksek prodüksiyonla çekilmiş bir versiyonu sadece karşımızdaki.
            Yönetmen Juan Antonio Bayona’nın ne kadar yetenekli bir sinemacı olduğunu Yetimhane (El Orfanato) filminden biliyoruz. Fakat The Impossible’da ne yazık ki herhangi bir yönetmen dokunuşuna rastlayamıyoruz. Zaten yönetmenin ve teknik ekibin elinde, olayı canlandırmalarını sağlayacak milyon sayıda video, resim ve doküman var. Bu veri tabanını, ayrı düşmüş aile bireylerini bir araya getirmek kadar sığ bir hikayenin altına yerleştirmek için yetenekli olmak bile gerekmiyor.



            Bir ara Lucas insanlara yardım etmek için harekete geçiyor ve bunun Pay It Foward filmindeki gibi bir iyilik seline dönüşeceğini sanıyoruz. Fakat bu girişim çok kısa sürüyor ve yapay duruyor. Anlıyoruz ki, bahsettiğim bu bölüm, Lucas’ın annesini kaybettiği sahne gibi tamamen süreyi doldurmak ve hikayeye hareket kazandırmak için yapılmış anlamsız bir girişim.
            Oyuncuların hepsi başarılı. Ellerinde derinliği olmayan, anlık karakterler olduğu için aksi pek mümkün olamazdı zaten. Yine de Naomi Watts’ı izlemek, her filmde ayrı bir keyif veriyor.
            Sonuç olarak; The Impossible sırtını yakın zamanda yaşanmış büyük bir felaketin, hafızalarımızdaki taze anılarına yaslayan ve bunun üzerine sinema adına herhangi bir şey koymayan bir film. Beyazperdeye yansımış uzun bir canlandırmadan ötesi değil. Filmi izlerken ağlıyorsunuz ama bunun sebebi filmin iyi olması değil, olayın kendisinin dramatik olması ve iyi oyuncularla kotarılması. Şunu unutmayın; çok güldüren, çok ağlatan, çok korkutan filmlere ‘iyi film’ denmez. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder