Alfred Hitchcock’un efsane filmi
Psycho’dan dizi yapma projesini ilk duyduğumda şaşırmıştım. Dizi potansiyeline
sahip o kadar film varken, Psycho’nun ele alınması garip gelmişti.
Efsane filmlere dokunulmamasını,
yeniden uyarlanmamalarını veya dizilere malzeme olmamalarını savunan taraftan
değilim. Tam tersine, tekrar tekrar ele alınmayan efsanelerin yok olup
gideceklerini düşünüyorum. Sadece üç beş sinefilin tekelinde değil, bahse konu
filmler.
Bu projede ilginç olan, hikayenin
sonunun nereye varacağının net ve ayrıntılı şekilde biliniyor olması. Öbür
taraftan, sonunda batacağı bilinen Titanic filmi değil miydi rekorlar kıran,
diye de düşünebiliriz.
Hikayenin ve karakterlerin bilinmeze
olan yolculuğu, seyir zevkimizin temelini oluşturur. Bates Motel gibi
projelerde ise, seyir zevkinin temelinde, karakterlerin bildiğimiz sondaki
hallerine dönüşümlerini keşfetmek yatıyor.
Elbette ki, projede en önemli
noktalar ana/oğul ilişkisi. Durum böyle olunca oyuncular da en önemli unsurlar
haline geliyor. Norma Bates rolünde, başka dünyadan geldiğini düşündüğüm (hem
güzellik hem yetenek olarak) Vera Farmiga var. Sinema tarihinin en kült
karakterlerinden Norman Bates’e ise, Freddie Highmore can veriyor. Anthony
Perkins’in yerini elbette kimse dolduramaz. Hem format ve dönem farklılıkları, hem
de karakterin değişik zamanlarının ele alındığını göz önünde bulundurarak,
aralarında bir kıyaslama yapmamak gerekir. Highmore’un Finding Neverland ve The
Spiderwick Chronicles ile iyi bir çocuk oyuncu dönemi geçirdiğini de
hatırlatırım. Şimdi de, yetişkin döneminin ilk büyük sınavı var karşısında.
Bates Motel, izlediğim ilk bölümüyle
ne iyi ne de kötü anlamda bir öngörü yaratmadı bende. Bir yandan da, otel ve evi yeniden görmek hoş bir nostalji yarattı. Sonuç olarak, arkasını
yasladığı efsanenin ve oyuncularının hatırına bir sezon şans verilmeyi hak
ediyor bence.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder