29 Nisan 2013 Pazartesi

The Last Stand


            Sylvester Stallone, The Expendables filmlerinde bir çok kez yaşlılığı ile dalga geçmişti. Aynı şekilde Bruce Willis’te A Good Day to Die Hard ve G.I. Joe: Retaliation filmlerinde, ilerleyen yaşını ti’ye alarak sempati yaratmaya çalışmıştı. Onlarla aynı dönemin aksiyon yıldızı olan Arnold Schwarzenegger’da bu akıma uyuyor ve The Last Stand’te yaşlılığını espri malzemesi yapıyor. Klasik Terminator sahnelerinden birine gönderme yaparak camdan içeri atlıyor ve ‘nasılsın?’ sorusuna ‘yaşlıyım’ diye cevap veriyor. İhtiyar delikanlıların, günümüz aksiyon sinemasında yer bulabilmek amacıyla yarattıkları bu sempatik trendin umarım suyu çıkmaz.

            Yazıya Arnie’den başladım ama The Last Stand’i izleme sebebim, kas çöplüğü gibi perdede dikilen Terminator eskisi değil tabi ki. Favorim olan Güney Koreli sinemacı Jee-woon Kim’in ilk Hollywood filmine şahit olmaktı amacım. Kendisi son on yılda farklı türlerde çektiği filmlerle, bana en çok keyif veren Uzakdoğulu haline geldi. A Tale of Two Sisters ile korku sinemasına daldı. A Bittersweet Life ile mafya dünyasında bir aşk destanı anlattı. The Good The Bad The Weird ile absürt bir western bozmasını eğlence hayatımıza soktu. I Saw The Devil ile de, insanın içindeki şiddet eğilimine göz attı. Bir yandan da, Byung-hun Lee gibi harika bir oyuncuyla tanışmamıza vesile oldu ki, kendisi yakında Red 2 ile karşımıza çıkacak.



            Bu harika referansların ardından Kim’in Amerika macerasına nasıl bir film ile başlayacağını merak ediyordum. Bir ara Stephen King harikası Stand’in yeniden çevrimiyle adı anıldı ve heyecan yarattı ama sonuçta, Arnie’nin ikinci bahar turlarına alet oldu.

            Aslında çok büyük beklentilere girmediğinizde, bazı eğlenceli anlar barındıran bir sabun köpüğü var karşımızda. Fakat, sinema okulundan yeni çıkmış birinin bile kotarabileceği türden bir film bu ve Kim gibi bir dehanın boşa zaman harcaması insanı üzüyor.

            Meslektaşı ve hemşerisi Park’ta aynı zamanlarda Stoker ile kendini büyük pazara attı ve daha kendine özgü bir film ortaya koydu. Belki, yabancısı olduğu devler ligine ısınmak için böyle bir yol seçmiştir. Umarız ki, ısınma turu tek filmle sınırlı kalır ve kendisinden beklediğimiz harikaları peşpeşe önümüze sermeye başlar.

            Filmle ve oyuncularla ilgili söyleyecek çok bir şey yok. Arnie zombi vücut şampiyonu gibi dolanıyor ortalıkta. Kadronun en kalitelileri Peter Stormare ve Forest Whitaker kendilerini sıkmadan aldıkları paranın hakkını veriyorlar. Johnny Knoxville kendisine yüklenen ‘komik adam’ sorumluluğunun altından kalkıyor. Teknik anlamda herhangi bir sıkıntısı yok filmin. Senaryo benzerleri gibi sayısız klişe ve mantıksızlık içeriyor. Daha önce de dediğim gibi, beklentiyi sıfırda tuttuğunuz zaman az çok eğleniyorsunuz.

            Kim’in ‘az çok eğlendiren’ filmlere saplanmamasını ve bir an önce gerçek yüzünü göstermesini umarak, The Last Stand’ı ciddiye almadan yolumuza devam ediyoruz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder