28 Nisan 2013 Pazar

Stoker


         Son on yılda Güney Kore sinemasından çıkan en önemli isimlerden biri Chan-wook Park. En zayıf filmleriyle bile vasatı aşmayı bilen ve kendine has sinemasıyla geniş bir hayran kitlesi edinen sinemacının, genel seyirciye en yakın ve geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan filmi elbette ki, Oldboy. Sözkonusu filmi olmasaydı, belki de Amerika macerası daha geç başlayacak ya da hiç gerçekleşmeyecekti.

         Park büyükler ligindeki ilk maçına 1 – 0 yenik başlıyor. Bunun sebebi, uzak doğudan gelen meslektaşlarının, kültürel ve sistemsel farklılıklardan dolayı Hollywood’ta kalıcı olmayı pek başaramaması. Kendisiyle aynı dönemde Amerika’ya göç eden hemşerisi ve benim favori Korelim Jee-woon Kim (I Saw The Devil, The Good The Bad The Weird, A Bittersweet Life),  bu sorunu The Last Stand gibi ikinci sınıf bir Arnold filmi çekerek berteraf etmeye çalıştı. Park daha zekice bir yola başvuruyor. Hikayesini az sayıda karakter ve zamansıza yakın kısıtlı mekan üzerinden anlatıyor. Bu sınırları daraltma yöntemi, durumu 1 – 1 beraberliğe taşıyor. Henüz maçın da ilk yarısındayız.



         Prison Break’in yıldızı Wentworth Miller’ın acemi ve kopuk ama aynı derecede iyi niyetli senaryosu, başka bir yönetmenin elinde komik sonuçlar doğurabilirdi. Yazarlık hayatının büyük bir şansla başladığını söyleyebiliriz.

         Yönetmenin bildiğimiz çılgınlıkları, doğal olarak biraz törpülenmiş halde çıkıyor karşımıza. Standart Hollywood kurgusunu takmayan ve kamerayı kendi kurallarıyla kullanan Park, sisteme teslim olmayacağının sinyallerini veriyor ve skoru 2 – 1 lehine çeviriyor.

         Mia Wasikowska, bir yandan neler olduğunu anlamaya çalışan, bir yandan da kadınlığını keşfe çıkan India rolüyle, bugüne kadar ki en iyi performansını sergiliyor. Oyunculuğu ve görüntüsü Park’ın kadrajlarıyla son derece uyumlu. Kilit karakter Charlie Amca’da Matthew Goode fena durmuyor. Filmin asıl felaketi Nicole Kidman. Hiçbir zaman haz almadığım oyuncu, son haliyle o kadar plastik görünüyor ki, kesinlikle beyazperdeye yakışmıyor. Kızının özel! durumu nedeniyle tüm zamanını O’na ayıran kocasına duyduğu özlem ve kızına duyduğu nefret duygularını göremiyoruz Kidman’ın yapay suratında. Onun yüzünden durum 2 – 2 ye geliyor ve maç berabere bitiyor.

         Charlie Amca oldukça ilginç bir karakter aslında. Kocasının genç halini andırdığı ve çılgınlar gibi seviştikleri yılları hatırlattığı için Evelyn’i etkiliyor. Aynı deli kanı taşıdıkları için de India’yı kendine çekiyor. India’nın Dextervari hikayesinde Dexter’in abisi Rudy’nin konumuna yerleşiyor. Fakat daha iyi yazılabilir, sinema tarihine geçecek bir karakter olabilirdi.

         Miller’ın ilk senaryo zaafları ve Park’ın farklı kulvardaki ilk maçı olmasından kaynaklanan çekincelerine rağmen, kalburüstü bir yapım Stoker. Kidman yerine başka (herhangi) bir oyuncu olsaydı ve Charlie karakterine biraz daha özen gösterilseydi, başyapıt çıkarma potansiyeli bile varmış filmin. Olsun, artık önümüzdeki maçlara bakacağız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder