Sylvester
Stallone, The Expendables filmlerinde bir çok kez yaşlılığı ile dalga geçmişti.
Aynı şekilde Bruce Willis’te A Good Day to Die Hard ve G.I. Joe: Retaliation
filmlerinde, ilerleyen yaşını ti’ye alarak sempati yaratmaya çalışmıştı.
Onlarla aynı dönemin aksiyon yıldızı olan Arnold Schwarzenegger’da bu akıma
uyuyor ve The Last Stand’te yaşlılığını espri malzemesi yapıyor. Klasik
Terminator sahnelerinden birine gönderme yaparak camdan içeri atlıyor ve ‘nasılsın?’
sorusuna ‘yaşlıyım’ diye cevap veriyor. İhtiyar delikanlıların, günümüz aksiyon
sinemasında yer bulabilmek amacıyla yarattıkları bu sempatik trendin umarım
suyu çıkmaz.
Yazıya
Arnie’den başladım ama The Last Stand’i izleme sebebim, kas çöplüğü gibi
perdede dikilen Terminator eskisi değil tabi ki. Favorim olan Güney Koreli sinemacı
Jee-woon Kim’in ilk Hollywood filmine şahit olmaktı amacım. Kendisi son on
yılda farklı türlerde çektiği filmlerle, bana en çok keyif veren Uzakdoğulu haline
geldi. A Tale of Two Sisters ile korku sinemasına daldı. A Bittersweet Life ile
mafya dünyasında bir aşk destanı anlattı. The Good The Bad The Weird ile absürt
bir western bozmasını eğlence hayatımıza soktu. I Saw The Devil ile de, insanın
içindeki şiddet eğilimine göz attı. Bir yandan da, Byung-hun Lee gibi harika
bir oyuncuyla tanışmamıza vesile oldu ki, kendisi yakında Red 2 ile karşımıza
çıkacak.
Bu harika
referansların ardından Kim’in Amerika macerasına nasıl bir film ile
başlayacağını merak ediyordum. Bir ara Stephen King harikası Stand’in yeniden
çevrimiyle adı anıldı ve heyecan yarattı ama sonuçta, Arnie’nin ikinci bahar
turlarına alet oldu.
Aslında çok
büyük beklentilere girmediğinizde, bazı eğlenceli anlar barındıran bir sabun
köpüğü var karşımızda. Fakat, sinema okulundan yeni çıkmış birinin bile
kotarabileceği türden bir film bu ve Kim gibi bir dehanın boşa zaman harcaması
insanı üzüyor.
Meslektaşı ve
hemşerisi Park’ta aynı zamanlarda Stoker ile kendini büyük pazara attı ve daha
kendine özgü bir film ortaya koydu. Belki, yabancısı olduğu devler ligine
ısınmak için böyle bir yol seçmiştir. Umarız ki, ısınma turu tek filmle sınırlı
kalır ve kendisinden beklediğimiz harikaları peşpeşe önümüze sermeye başlar.
Filmle ve
oyuncularla ilgili söyleyecek çok bir şey yok. Arnie zombi vücut şampiyonu gibi
dolanıyor ortalıkta. Kadronun en kalitelileri Peter Stormare ve Forest Whitaker
kendilerini sıkmadan aldıkları paranın hakkını veriyorlar. Johnny Knoxville
kendisine yüklenen ‘komik adam’ sorumluluğunun altından kalkıyor. Teknik
anlamda herhangi bir sıkıntısı yok filmin. Senaryo benzerleri gibi sayısız
klişe ve mantıksızlık içeriyor. Daha önce de dediğim gibi, beklentiyi sıfırda
tuttuğunuz zaman az çok eğleniyorsunuz.
Kim’in ‘az
çok eğlendiren’ filmlere saplanmamasını ve bir an önce gerçek yüzünü
göstermesini umarak, The Last Stand’ı ciddiye almadan yolumuza devam ediyoruz.
















