30 Kasım 2012 Cuma

Argo


         Ben Affleck’i ilk gördüğüm filmi hatırlıyorum. Dean R. Koontz’un harika kitabı Phantoms’un dandik uyarlamasında başroldeydi. Hemen sonrasında Good Will Hunting’te Matt Damon ile birlikte yıldızı parlamıştı. Ardından gelen süreçte, yaptığı film tercihleri, yerlerde sürünen oyunculuğu ve Jennifer Lopez ile olan ilişkisinden dolayı o kadar dalga konusu oldu, o kadar yerden yere vuruldu ki, anlaşılan bunlar çok koymuş adama. Yememiş içmemiş, dersini iyi çalışmış.

         Affleck’in yönetmenliğindeki en başarılı nokta; sabırlı oluşu. İlk iki filminde de olduğu gibi, yeni yönetmenlerin düştüğü hataya kapılıp aceleci davranmıyor, sabırla, ağır ve emin adımlarla ilerleyerek kuruyor hikayesini. Ne ağdalı duracak kadar yavaş kalıyor, ne de gerilimi bozacak kadar hızlanıyor. Müthiş bir ritm duygusu var. Filmin finalindeki havaalanı sahnesindeki gerilim duygusu başka türlü oluşturulamaz zaten.

         Film ilk saniyesinden son saniyesine kadar, anlattığı dönemi yansıtmayı çok iyi başarıyor. Tüm ayrıntılarında titizlikle çalışıldığı belli. Kostümler, makyajlar, renk paleti ve geri kalanlar büyük bir uyum içinde.



         Peki Affleck’in oyunculuğu çok mu iyi? Hayır. Ama yönetmen olarak kendisinin de içinde bulunduğu oyuncu ekibini yönetmekte son derece başarılı olduğu için, vasat üstü görünüyor. Kamerayı o kadar doğru yerlere koyuyor ki, oyunculardan üst düzey performans almayı çok iyi beceriyor.

         Bir başyapıt değil Argo ama her şeyi doğru yapan, hatasız bir film. Ne eksiği ne fazlası var. Tarafsız olmayı, göstermeyi ama hedef haline getirmemeyi çok iyi başarıyor. Politikadan uzak duruyor ve sadece duruma odaklanıyor.

         Yeşilçam’da iyi kalpli zengin babayı Hulusi Kentmen, iyi kalpli fakir babayı Münir Özkul’a oynatmak gibi alışkanlıklar Hollywood’ta da mevcut. Hükümet adamı rollerine Philip Baker Hall, Bob Gunton’ı yerleştiriyor Argo, bir çok filmin yaptığı gibi. Zeljko Ivanek’i gördüğünüz zaman bilirsiniz ki, ya CIA ya da FBI ajanı rolündedir.

         Son zamanlarda bir çok filmde olduğu gibi Argo’da da İstanbul’dan sahneler var. ‘Biz böyle değiliz kardeşim’ diyenlere malzeme verecek kadar çok sahneler değil bunlar belki ama unutmamak gerekir ki; seni en iyi sen anlatırsın. Elin adamlarının ülkemizde çektiği sahneleri izleyip ‘bizi yanlış tanıtmışlar, biz böyle değiliz’ diye bağıracağımıza, kendi ülkemizi kendi çektiğimiz filmlerle ‘doğru’ tanıtmak bize düşer.




         Gelelim filmin ismine. Argo filmi Türkiye’de Operasyon: Argo ismiyle vizyona girdi. Ülke insanı isme göre filme gitme özelliğini sürdürdüğü için, bu gelenek devam ediyor. Bundan yirmi sene önce Sevgili (L’amant) filmi vizyona girdiğinde sevgililer elele filme girip, film arasında yüzleri kızarmış halde salonu terk etmişlerdi. Operasyon kelimesini görünce aksiyon izleyeceğini sanan izleyici de, film arasında küfrederek salonu terk edebilir.

         Sinema salonunu evinin oturma odası zanneden, film sırasında cep telefonunu çıkartıp rahat rahat mesajlaşan insanların olduğu sinema salonlarına bu hafta uğrayan en iyi yapım Argo. Çoğu kişiye göre yılın en iyilerinden biri. Ben Affleck bu istikrarını sürdürür ve her çektiği film bir öncekinden daha iyi olmaya devam ederse, sinema tarihine bir başyapıt sunması yakındır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder