skyfall etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
skyfall etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2013 Salı

2012'nin En'leri ve Sebep'leri


Yılın En İyi Filmleri :

-         Looper : Yılın en eğlenceli kurgusuna sahip olduğu ve çocuk oyuncu Pierce Gagnon’un ilginç performansı için.



-         The Cabin in The Woods : The Avengers’ta gerçek dehasını gösteremeyen Joss Whedon’un yaratıcı zekası ve iyi film için yüksek bütçeye değil, sinema zekasına sahip olmanın yeteceğini yeniden ispatladığı için.



-         Skyfall : Elli yıllık James Bond’u alıp bambaşka bir yere taşıdığı için. Gördük ki, Sam Mendes bir Ninja Kaplumbağalar filminden bile Oscar adaylığı çıkartabilir.



-         Argo : Daha üçüncü filminde, Ben Affleck’in olgun bir sinemacı edasıyla filme hakimiyetine tanıklık etmek için. Oyunculuğunda zerre bir gelişme olmazken, yönetmenliğini bu kadar ileriye taşıması gerçekten çok ilginç.



-         Hobbit : Peter Jackson’ın on yıl sonra bizi özlediğimiz dünyaya geri götürmesi başlı başına yeterli bir sebep. Aksayan bazı noktalarına rağmen, yaşattığı nostalji duygusu her şeyi görmezden gelmemize yeter de artar.



-         Flight :  Robert Zemeckis’in on iki yıl sonra gerçek insanların arasına dönmesine vesile olması bile yeterli. Üzerine iyi bir Denzel Washington performansı da cabası.



-         50/50: İnsanın ruhuna dokunan bir drama izlemek için. Levitt ve Rogen’in ışıldayan uyumu da cabası.



Yılın Fiyaskoları :

-         The Dark Knight Rises : Christopher Nolan’ın gönülsüzce çektiği her saniyesinden belli olduğu için. Gerçek Batman fanlarını bu üçleme ile memnun etmesi zaten mümkün olmayan yönetmen, hem kurduğu ciddi ve gerçekçi atmosfer ile hem de sağlam hikaye yapısıyla genel seyircinin kalbini kazanmıştı. Efsane Joker’de artısıydı. Fakat son film de ne sağlam hikayeden eser var ortada, ne de efsane olacak bir karakter. Temelde önceki bölümü tekrar eden, ana hikayede ve ayrıntılarda sayısız mantık hatası bulunduran film keşke hiç çekilmeseydi.



-         The Amazing Spider-Man : Yönetmenliği, oyunculukları ve senaryosuyla Sam Raimi’nin serisinin gerisinde kaldığı için. Seriye yepyeni bir soluk getirme hevesiyle çekilen filmin getirdiği yeni soluk muhtemelen kurgu masasında makaslandığı için biz göremedik. Fragmanlarda heyecan yaratan 3D görüntüleri filmde hiç kullanmamak gerçek bir yönetmenlik dehası olmalı!



-         Dark Shadows : Tim Burton’ın her filmde daha da dibe vurduğunu görmek için. Yaratıcılıktan ve kara mizahtan yoksun bir Burton filmi artık kıyamet alameti sayılmıyor zaten.



-         Men in Black 3 : Hayatımda ilk kez sinemada uyuyakalmama sebep olduğu için! İlk filmin bu kadar başarılı olmasının asıl sebebinin senarist Ed Solomon olduğunu anlasalardı keşke. Böylece diğer bölümleri de kendisine yazdırır ya da tadında bırakırlardı.



-         Prometheus : Dağın fare doğurduğuna şahit olmak için. Yıllar sonra bilim kurguya dönen Ridley Scott ile Damon Lindelof’un isimlerini görünce, 2012 de beni en çok heyecanlandıran proje olmuştu. Son dönem yıldız oyuncuları da kadroya eklenince beklentim daha da yükselmişti. Etkileyicilikten uzak içi boş bir hikaye içinmiş her şey!



Yılın En İlginç Film:

- Cloud Atlas: David Mitchell’in harika eserini sinemaya aktarmaya cesaret ettiği için. Eksikleri, fazlaları, makyajı, yönetmenlik taktiği ve kurgusuyla yılın en ilginç filmi karşımızdaki.



Yılın İstikrar Abidesi :

- Türk Sineması : Her geçen yıl artan üretim kapasitesine ters orantılı olarak düşen kalitesi ile bu yıl da birinciliği kimseye kaptırmadığı için.

4 Kasım 2012 Pazar

Benim Adım Bond... Dramatik Bond


Sam Mendes’in Bond’u Skyfall vizyonda. Belki de ilk kez, bir Bond filmi bu kadar yönetmenine özgü. Nedir peki Skyfall’ı diğerlerinden ayrı kılan? Öncelikle tür seçimi. Çoğu Bond filmi saf aksiyon içerir. Roger Moore’lu filmler ise aksiyon/komedi kırmasıdır. Bazı zamanlar da bilim kurgu/aksiyon birlikteliğinin ürününe dönüşür. Skyfall ise aksiyon/dram karışımı ilk Bond. Belki filmin dram kısmı türdeşlerine göre daha zayıf ama karşımızdaki karakterler elli yıldır öyle ya da böyle sürekli karşımıza çıktığı için, seyircide uyandırdıkları duygular da etkili oluyor.

     Sam Mendes’in Bond’unun diğerlerinden ayrıldığı bir diğer nokta, aksiyonunun hayal gücünden yoksun oluşu. Mendes’in daha önce aksiyon filmi çekmemiş olmasının handikapı burada hissettiriyor kendini. Özellikle final sahnesi çok düz ve yaratıcılıktan uzak.



     Elli yıllık, soğuk, kalpsiz, duygusuz ajanın,yenilenmiş seride seyirciye daha insancıl sunulmasının en doyurucu durağı Skyfall. Vuruluyor, düşüyor, hata yapıyor, kandırılıyor, düşmanlarını doğduğu evde karşılıyor, üzülüyor. Bir sonraki filmde hüngür hüngür ağlarsa şaşırmayın.

     Gelelim Bond filmlerinde Bond’tan sonra en önemli olan kişiye, filmin kötüsüne. Javier Bardem’in harika oyunculuğuyla vücut bulan Silva, şimdiye kadarkiler içinde en değişik amaca sahip Bond kötüsü. Yaptığı her şeyin tek bir amacı var: M’den intikam almak. Hatta intikamdan da öte, M ile birlikte ölmek. M’i annesi olarak görüyor ve belki de O’na aşık ve M’in ihaneti kalbini kırmış. Ortada dünyayı ele geçirmek ya da üçüncü dünya savaşı çıkarmak gibi amaçlar olmayınca, aksiyon yaratmak için gerekli malzemede kısıtlı oluyor haliyle.

     Popüler kültürün en sevilen imgelerinden biri olan Bond rolünde Daniel Craig yine çok iyi. Belki en sevilen Bond aktörleri anketlerinde pek adı geçmiyor ama emin adımlarla kendi Bond’unu seyircinin hafızasına kazımaya devam ediyor.

     Son tahlilde, Sam Mendes’in harika görüntüler ve çok güzel kadrajlar ile sunduğu Skyfall, belki en iyi Bond filmi değil. Belki aksiyon açısından zayıf. Belki Silva’yı filmin ikinci yarısına kadar saklayıp tadını damağımızda bırakıyor. Ama kesin olarak en dramatik ve karakterlerini en çok irdeleyen Bond. Ayrıca Genç Q, yeni M ve yeniden Moneypenny ile tanışmak, eski bölümlere yapılan eğlenceli göndermeleri ve enfes açılış jeneriğini izlemek çok keyifli.