18 Şubat 2013 Pazartesi

Hansel and Gretel: Witch Hunters

       İyi bir fikrin, ne yapacağına karar verememiş filmlerde heba edilmesi kadar kötü bir şey yok sanırım.

       Hansel ve Gretel'in cadı avcısına dönüşmesi güzel bir fikir. Hansel'in şeker hastası olması, kronolojinin hiçe sayılarak her türlü alet edevatın hikayeye katılması gibi ufak ayrıntılar da fikrin içine güzel yedirilmiş.

       Filmin sorunu, çocuklara mı yoksa yetişkinlere mi hitap edeceğine karar verememiş olması.



       On dört yaşından büyük kimseyi tatmin etmeyecek kadar basit bir hikaye anlattığı için, filmin çocuklara yeltendiğini düşünüyoruz. Trol'ün Gretel sevdası ve 'tip' halindeki iyi ve kötü karakterler gibi ayrıntılar da, bu düşüncemizi destekliyor. 

       Fakat bir bakıyoruz, Peter Jackson'ın ilk zaman filmleri gibi hoyratça kullanılan kan, patlayan kafalar, kırılan kemikler gırla gidiyor. 

       Yaş sınırlamasından dolayı çocuklar izleyemiyor, basitliği yüzünden yetişkinleri tatmin edemiyor. Böylece güzel bir fikir arada kaynayıp gidiyor.

       Bize de, Gemma Arterton'un kusursuz güzelliğini izlemek ve Famke Janssen ile (gerçek yüzü fazla görünmese de) nostalji yapmak kalıyor. 

       Bir yandan da  Hollywood'un iki yıldır Jeremy Renner'dan aksiyon yıldızı yapma çabasının son halkasına şahit oluyoruz. Bakalım önce onlar mı pes edecek, yoksa biz mi. Ya da adamcağız bir aksiyon sahnesinde kolunu bacağını kırıp emekli olacak :)

A Good Day to Die Hard

       Kurugürültü! Bir Die Hard filmi için bu tanımlamayı kullanmak gerçekten çok üzücü ama gerçek bu.

       Aksiyon sinemasında son demlerini yaşayan Bruce Willis'in önüne gelen her sözleşmeyi okumadan imzaladığı belli. O'na diyecek bir şeyimiz yok. 

       Behind Enemy Lines ile sıkı bir giriş yaptıktan sonra, Flight of the Phoenix, The Omen ve Max Payne ile çuvallayan John Moore'un, Die Hard cakasını kullanarak yeniden itibar kazanma çabasını da anlıyoruz. O'na da diyecek bir lafımız yok.

       Peki lafımız kime? Elbette ki, senarist ve yapımcılara. Die Hard'ın salt aksiyon sayesinde mi prim yaptığını sandınız bu güne kadar? Haydi öyle sandınız, serinin en anlamsız, hayalgücünden ve zekadan uzak aksiyon sahnelerine niye imza attınız o zaman?



       McClane'in dalgacılığı en büyük dinamik iken, serinin en az diyaloglu bölümünü niye koydunuz önümüze? Repliklerin çoğu, baba oğulun birbirine 'Jack' ve 'John' diye seslenmesinden oluşuyor zaten. 

       Die Hard filmleri karizmatik ve derinlikli kötü adamlara evsahipliği yaparken, niye böyle karikatürler çizdiniz?

       A Good Day to Die Hard hangi açıdan bakarsanız bakın, seriye ihanet eden, eğlendirmeyen, heyecanlandırmayan bir film. Sürükleyici bir hikayesi de (hikaye mi?!) yok, esaslı bir kötü adamı da. 

       İyi bir senarist ve iyi bir yönetmenle, seriye yakışır bir bölüm çekilene kadar bu filmi yok saymak en iyisi!

4 Şubat 2013 Pazartesi

Django Unchained / Zincirsiz


         Django kesinlikle bir Christoph Waltz filmi. Ne Tarantino, ne Foxx ne de DiCaprio’nun değil. Waltz öldükten sonra filmde yaşanılan boşluk hissinin başka bir sebebi de olmaz zaten. Ne yazık ki, Tarantino bu bölümü uzun tutarak filmi sıkıcı hale getiriyor.
         Tarantino’nun Rezervuar Köpekleri dışındaki filmlerinden hiç hoşlanmayan biriyim açıkçası. Film zamanlaması ve hangi rolde kimi oynatacağı konusundaki içgüdülerine ise sonsuz saygı duyuyorum. Rezervuar Köpekleri ile Harvey Keitel ve Tim Roth’u, Ucuz Roman ile John Travolta’yı (ikinci kez), Kill Bill ile Uma Thurman ve David Carradine’in, Soysuzlar Çetesi ile de Christoph Waltz’ın yıldızlarını parlatmayı başardı. Belki de en özgün işi olan Jackie Brown ile Pam Grier, Michael Keaton ve Bridget Fonda’ya aynı taktiği uyguladı ama film tutmadığı için başarısız oldu. Ölüm Geçirmez’i hiç saymıyorum. Zaten kader arkadaşı Dehşet Gezegeni karşısında büyük bir hezimete uğramıştı.
         Tarantino’nun kadro kurma ve pazarlama becerisi Django’da da kendisini gösteriyor. Tanınmamış bir yönetmenin elinden çıkmış olsa, birçok ülkede vizyona bile giremeyecek bir film iken, pazarlama taktiği sayesinde Oscar’da bile kendine yer bulabiliyor.



         Film bir çok keyifli an barındırıyor aslında. Özellikle ilk bölümde oldukça eğlenceli sahneler mevcut. Tüm bu keyifli anların merkezinde ise Christoph Waltz var. Diğer tüm oyuncular sadece ona eşlik ediyorlar. Eskilerden Don Johnson ve orijinal Django olan eski kurt Franco Nero’yu yeniden görmek çok keyifli. Fakat tüm bunlar iyi bir film için yeterli değil. Spagetti Western havasındaki filmde kullanılan görsellik, aşırı kanlı sahneler ve kullanılan müziklerin bir kısmı sırıtıyor ve seyirciyi yabancılaştırıyor. Jamie Foxx’un tüm oyunculuk yeteneğini! de göstermesi cabası. Yönetmenin tarzı denilen şey bu değil.
         Bir de, Dexter’ın babası olarak tanınan James Remar’ın neden iki ayrı karakteri canlandırdığını anlayamadım. Bir süre iki karakter arasında bir bağlantı kurulmasını bekledim ama böyle bir şey olmadı. Hikaye de kullanılmayacaksa böyle bir hareketin ne sebebi olabilir?
         Tarantino severlerin kayıtsız şartsız kucaklayacağı bir film Django. Benim gibi Tarantino sevmeyenlerin ise, Christoph Waltz’ın oyunculuk şovuyla yetineceği ortada. Ona da şükür J