Güzel bir giriş bölümü ve hemen ardından harika bir jeneriği
var Mama’nın. Guillermo Del Toro’nun yapımcılığını üstlendiği filmlerin
genelinde olan özellikler bunlar. Çocukların geçirdikleri değişimi, evin
duvarlarına yaptıkları resimlerle anlatan jeneriğin ardından, insanın içini
burkan hallerini görüyoruz ufaklıkların. Filmin zayıf hikayesine rağmen ayakta
kalmasını da bu altyapı sağlıyor.
Mama’yı, hoca Del Toro’nun öğrenci Andres Muschietti’yi soktuğu
sınavın sonucu olarak görmek gerek. Bu açıdan baktığımızda Muschietti’nin
sınavı geçtiğini söyleyebiliriz. Görsel yapı ve kamera hakimiyeti başarılı.
Özellikle Mama’nın gözünden bebeğiyle hastaneden kaçışını izlediğimiz bölüm
filmin zirvesi. Oyuncular gerekeni yapıyorlar. Yetişkinler iyi, çocuklar daha
da iyi. Lilly ve Victoria'nın modern dünyaya adapte olma zorluklarının ilk bölümleri oldukça etkileyici.
Yönetmenin aynı adlı ve tek planda çektiği üç dakikalık kısa
film son derece başarılıydı. Ama iş üç dakikalık bir kısa filmi yüz dakikalık sinema filmine dönüştürmeye geldiğinde, senaryo sorunları başlıyor. Sorunlara
tek tek eğilelim.
Öncelikle, türün diğer filmlerinin de düştüğü en büyük hata;
hayaletlerin insanları korkutmak, onlara ‘bö’ yapmak gibi bir motivasyonları
yoktur. Tabi elinizdeki film Beetlejuice değilse. Sadece süreyi doldurmak ve
seyirciyi hoplatmak için karakterin arkasından hayaletleri aniden çıkartıp,
karakter bakınca da ortadan kaybetmek hem çok klişe hem de hikayeye hiçbir
şekilde katkı sağlamıyor.
Jessica Chastain’in canlandırdığı Annabel karakteri, rock müzik
gurubu üyesi, dövmeli, kapkara saçları olan ve kesinlikle çocuk istemeyen biri.
Bir anda kendini iki çocuğun bakıcısı olarak buluyor. Bu durumdan çok iyi bir
çatışma yaratılabilir ama Annabel iki gitar tıngırdattıktan sonra hemen
kendisini çamaşır sepetiyle görüyoruz ve fikir uygulamaya geçemeden eriyip
gidiyor.
Dr. Dreyfuss iyi niyetli bir doktor iken, Mama gerçeğini
keşfediyor ve çocukların iyiliğinden çok kendi merakının iyiliğini düşünmeye
başlıyor. Mama’yı bizzat gördüğü halde evdekileri uyarmıyor. İlginç bir
yaklaşım ama ne yazık ki bu fikrin de içi dolmuyor ve Dr. Dreyfuss zaten az
olan ‘ölüm sahnesi’ kontenjanı için kullanılıyor.
Hayaletin geçmişinden gelen ızdırap ve acının keşfi, türün
vazgeçilmezlerindendir zaten. Motivasyonsuz hayaletler seyircide gerekli etkiyi
oluşturamazlar. Hayaletin hikayesinin günümüz karakterleriyle bir bağlantısını
kurmak genelde klişe dururken, Mama’da işe yarayabilirdi.
Film elindeki malzemenin yetersiz olmasından dolayı, bazı
güzel fikirleri de sonuna kadar sömürüyor. Lilly’nin battaniye çekiştirdiği
kişinin Victoria olduğunu sanmamız ama Mama olduğunu anlamamız ile Annabel’in
köşedeki karaltıyı Lilly sanması ama Mama olduğunu keşfetmemiz, aynı fikrin
tekrarından başka nedir ki?
Mama öğesi hem kısa filmde hem de fragmanlarda oldukça
ürkütücü iken, filmde korkutmamasının sebebi de, çok erken seyirciye ifşa
edilmesi. Bu tip filmlerin başarılı olması için gerekli şartlardan biri de,
mümkün olduğunca gizemi korumaktır. Daha açılış sahnesinde gördüğümüz Mama’yı,
son bölüme kadar hiç göstermeyip çocuklar aracılığıyla ima etmek filmin daha
korkutucu olmasını rahatlıkla sağlayabilirdi.
Film sağlam kurulan dramatik altyapı üzerine korkutucu olmayı
başaramadığı için, final sahnesi çok ağdalı duruyor ve bayıyor. Senaryoyu
kaleme alan ekip, korkutayım mı ağlatayım mı diye bir ikilemde kalmış gibi.
Sonuç itibariyle; teknik anlamda ve oyunculuklar açısından
gerekeni yapan bir film Mama. Fakat senaryo konusunda sınıfta kalıyor ve
korkutucu olmayı pek başaramıyor.
Mama'nın Uyarlandığı Aynı Adlı Kısa Film

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder