Oysa ki; yönetmen koltuğunda High Tension ile, benim gibi korkuseverlerin bağrına bastığı ve acele posta servisi ile Hollywood'a transfer olan Alexandre Aja vardı. Evil Dead'ten sonra en iyi korku remake'i olan The Hills Have Eyes ile yeni evinde çalışmalara başlamış, benim pek hazzetmediğim ama genel izleyicinin pek bi sevdiği Mirrors ile yoluna devam etmişti. Hiç beklemediğim kadar çok eğlendiğim Piranha 3D'nin ardından, 2012 yılının en ilginç korku işi olan Maniac'ın senaryosuna imza atmıştı.
Başrolde ise, Harry Potter etiketinden kurtulmak için her türlü manyaklığı yapmaya hazır olan Daniel Redcliffe vardı. Peki neydi sorun ya da sorunlar?
Öncelikle, kitabın sadece görsel sahnelerini birbirine ekleyen senaryoda, hikayenin asıl meselesi olan insan/şeytan ilişkisi es geçmiş. Hal böyle olunca, sahneler anlamını kaybediyor ve etkisizleşiyor.
Horns, ne 'katil kim' bulmacası sunan bir polisiye, ne de bir aşk hikayesi özünde. Fakat senarist bunu kavrayamamış belli ki. İşin kötüsü, ortada ne eli yüzü düzgün bir aşk hikayesi, ne de merak uyandıran bir cinayet bilmecesi de yok.
Daniel Radcliffe dışında tüm oyuncular yerlerde süründüğü için, anlamsız bir film çıkıyor karşımıza. Alexandre Aja'da yeteneklerini ortaya koymadığı/koyamadığı için film iyice hantal bir kimliğe bürünüyor ve sadece kitabı okuyanlar için vasat bir deneyim haline geliyor. Tüm bu olumsuzluklar içinde, Daniel Radcliffe'in kendi kariyerinin en iyi performanslarından biri de heba olup gidiyor.
Horns, iyi bir film için iyi bir senaryonun şart olduğuna en taze örnek. İyi bir kitap, yetenekli bir yönetmen ve kaliteli bir başrol performansı bile kötü bir senaryoyu karşısında nasıl aciz kalıyor, çok iyi görüyoruz.
Joe Hill babası Stephen King gibi şanslı bir başlangıç yapamadı sinemaya belki ama ileri ki yıllarda daha bir çok kitabının sinemaya uyarlanacağına eminim. Hem hayalgücünde hem de yazım kalitesinde bu potansiyelin olduğu çok açık.

