2 Kasım 2014 Pazar

Horns

          Joe Hill'in kitabını okuduktan ve filme çekildiğini öğrendikten sonra, benim için bu senenin en büyük beklentisi haline gelmişti Horns. Sonuç: Hüsran!

          Oysa ki; yönetmen koltuğunda High Tension ile, benim gibi korkuseverlerin bağrına bastığı ve acele posta servisi ile Hollywood'a transfer olan Alexandre Aja vardı. Evil Dead'ten sonra en iyi korku remake'i olan The Hills Have Eyes ile yeni evinde çalışmalara başlamış, benim pek hazzetmediğim ama genel izleyicinin pek bi sevdiği Mirrors ile yoluna devam etmişti. Hiç beklemediğim kadar çok eğlendiğim Piranha 3D'nin ardından, 2012 yılının en ilginç korku işi olan Maniac'ın senaryosuna imza atmıştı.  

          Başrolde ise, Harry Potter etiketinden kurtulmak için her türlü manyaklığı yapmaya hazır olan Daniel Redcliffe vardı. Peki neydi sorun ya da sorunlar?

          Öncelikle, kitabın sadece görsel sahnelerini birbirine ekleyen senaryoda, hikayenin asıl meselesi olan insan/şeytan ilişkisi es geçmiş. Hal böyle olunca, sahneler anlamını kaybediyor ve etkisizleşiyor. 

          Horns, ne 'katil kim' bulmacası sunan bir polisiye, ne de bir aşk hikayesi özünde. Fakat senarist bunu kavrayamamış belli ki. İşin kötüsü, ortada ne eli yüzü düzgün bir aşk hikayesi, ne de merak uyandıran bir cinayet bilmecesi de yok. 



          Daniel Radcliffe dışında tüm oyuncular yerlerde süründüğü için, anlamsız bir film çıkıyor karşımıza. Alexandre Aja'da yeteneklerini ortaya koymadığı/koyamadığı için film iyice hantal bir kimliğe bürünüyor ve sadece kitabı okuyanlar için vasat bir deneyim haline geliyor. Tüm bu olumsuzluklar içinde, Daniel Radcliffe'in kendi kariyerinin en iyi performanslarından biri de heba olup gidiyor. 

          Horns, iyi bir film için iyi bir senaryonun şart olduğuna en taze örnek. İyi bir kitap, yetenekli bir yönetmen ve kaliteli bir başrol performansı bile kötü bir senaryoyu karşısında nasıl aciz kalıyor, çok iyi görüyoruz. 

          Joe Hill babası Stephen King gibi şanslı bir başlangıç yapamadı sinemaya belki ama ileri ki yıllarda daha bir çok kitabının sinemaya uyarlanacağına eminim. Hem hayalgücünde hem de yazım kalitesinde bu potansiyelin olduğu çok açık.

9 Nisan 2014 Çarşamba

Noah / Nuh: Büyük Tufan

          Sinemanın altın çocuğu Darren Aronofsky'nin epik film konusunda hizaya geldiğini görüyoruz Noah'ta. The Fountain'de kendi kurallarına göre epik seyirlik yapma girişimi hazin şekilde sonuçlanan ve kimse tarafından ne dediğini anlaşılmayan Aronofsky, epik filmlerde kuralları seyircinin koyduğunu kabulleniyor ve kendi tarzına en uzak filmi ile çıkıyor karşımıza. Yönetmenin imzasını sadece rüya ve hikaye sahnelerinde görebiliyoruz.

          Yönetmenin filmografisinde, az önce yerden yere vurduğumuz The Fountain'in bir adım üzerinde yer buluyor kendine Noah. Ama tüm bu olumsuz girişe rağmen filmin kötü olduğunu söylemek mümkün değil. Adamın nasıl bir filmografiye sahip olduğunu varın siz düşünün :)

          Belirtmem gerekir ki, başrolde filmin konusu var. Doğduğumuz günden beri dini metinlerle olsun, popüler kültür ile (karikatürler özellikle) olsun bilinçaltımıza iyice yerleşmiş bir hikaye var karşımızda. Genel hatlarıyla bu kadar iyi bildiğimiz bir konunun görsel karşılığını ilk kez ve bu kadar görkemli şekilde izlemek, gerçekten insanın tüylerini diken diken ediyor. Yönetmenin diğer filmlerinde olduğu gibi başarıyla kullanılan müzikler, etkiyi iki katına çıkartıyor. Hayvan efektleri biraz sırıtsa ve belgesel havasında dursa da, özellikle Gözcüler ve savaş sahnelerindeki görüntüler oldukça iyi. 



          Şimdi de oyunculara gözatalım. Russell Crowe'u dönem filmlerinde izlemek ayrı bir keyif. Film boyunca değişen saç tiplerinin hepsi ayrı bir yakışıyor adama. Daha önce bahsettiğim gibi, asıl başrol 'hikaye' olduğu için, Crowe'a çok fazla iş düşmüyor ve O'da gereğini yapıyor. Jennifer Connelly her zaman ki gibi ayarında. Ne eksik ne fazla oynuyor. Oynadığı karakteri en iyi şekilde seyirciye aktaran kişi olarak Ray Winstone sivriliyor oyuncular arasında. En zayıf performans ise Emma Watson'dan geliyor ve görsel olarakta narin yapısıyla döneme pek uyumlu durmuyor. 

          Sonuç olarak; hikaye odaklı bir film olduğundan dolayı oyunculukların fazla sivrilmediği, bu yüzden ödül gecelerinde sadece teknik anlamda adından bahsettirebilecek bir yapıt Noah. Görsel ve işitsel anlamda başarılı ve etkileyici. 3D özelliğinin boş yere kullanıldığı filmlerden biri olan Noah'ı IMAX'te izlemenizi tavsiye ederim. Zaten bir film IMAX salonlarında vizyona girmişse, başka yerde izlemek günahtır ayıptır.