David Mitchell’in altı ayrı zamandaki altı ayrı hikayeyi
birbirine olağanüstü şekilde bağlayarak anlattığı, bol katmanlı kitabı Bulut
Atlası ‘ndan uyarlanan film vizyonda.
Bu tip epik romanların uyarlamalarında yaşanan temel zaaf
yine kendini hissettiriyor. Anlatılan öykünün etkileyiciliğine katkısı olan
irili ufaklı birçok ayrıntı, zaman sorunundan dolayı filme katılmamış –ki buna
rağmen filmin süresi yaklaşık üç saat. Robert Frobisher’in Ayrs’ın kızı Eva’ya duyduğu
saplantılı aşk ve Sonmi-451’in akademide yaşadıkları, tırtıklananlardan ilk
akla gelenler.
Kitapta kullanılan, her hikaye için ayrı bir anlatım yöntemi
filmde de başarılı şekilde kullanılıyor. İş kurguya geldiği zaman ise, film
kitaptaki kurguyu bir değil beş altı adım ileriye götürüyor ve böylece hem çok
keyifli hem de bir o kadar karmaşık bir hal alıyor. Kitabı okumayanlar ya da
hikayeye adapte olamayanları kabus gibi bir 172 dakika bekliyor diyebiliriz.
Wachowski Kardeşler ile Tom Tykwer’ın filmi kotarırken
yaptıkları işbölümü çok başarılı sonuç vermiş. Yönetmenler sorumlu oldukları
dönemleri başarıyla perdeye yansıtıyorlar ve tüm zamanlar arasında olağanüstü
bir bütünlük sağlıyorlar. Filmin üç ayrı yönetmenin elinden çıktığına inanmak
çok zor.
Hikayenin temelini özümsediğimizde, her oyuncunun neden
birçok farklı karakteri canlandırdığını da kavrıyoruz ve bu tercihin en son
teknoloji ve makyaj yöntemleriyle perdeye yansımasını keyifle izliyoruz. Tom
Hanks tüm karakterlerde harika, romantik komik Hugh Grant’ı daha önce hiç kötü
adam olarak görmemişken Bulut Atlası’nda birden çok kötü adam haliyle görmek
çok keyifli, Hugo Weaving’in Hemşire Noakes’ı şaşırtıcı.
Son tahlilde Bulut Atlası, özellikle kitabını okuyanların,
ayrıntıları keşfetmek için tekrar tekrar izleyeceği, üç yetenekli yönetmenin
ortak dehasıyla ortaya çıkmış, her seyirciye hitap etmeyen, epik bir güzellik.
