27 Ekim 2012 Cumartesi

Bulut Atlası



         David Mitchell’in altı ayrı zamandaki altı ayrı hikayeyi birbirine olağanüstü şekilde bağlayarak anlattığı, bol katmanlı kitabı Bulut Atlası ‘ndan uyarlanan film vizyonda.

         Bu tip epik romanların uyarlamalarında yaşanan temel zaaf yine kendini hissettiriyor. Anlatılan öykünün etkileyiciliğine katkısı olan irili ufaklı birçok ayrıntı, zaman sorunundan dolayı filme katılmamış –ki buna rağmen filmin süresi yaklaşık üç saat. Robert Frobisher’in Ayrs’ın kızı Eva’ya duyduğu saplantılı aşk ve Sonmi-451’in akademide yaşadıkları, tırtıklananlardan ilk akla gelenler.

         Kitapta kullanılan, her hikaye için ayrı bir anlatım yöntemi filmde de başarılı şekilde kullanılıyor. İş kurguya geldiği zaman ise, film kitaptaki kurguyu bir değil beş altı adım ileriye götürüyor ve böylece hem çok keyifli hem de bir o kadar karmaşık bir hal alıyor. Kitabı okumayanlar ya da hikayeye adapte olamayanları kabus gibi bir 172 dakika bekliyor diyebiliriz.



         Wachowski Kardeşler ile Tom Tykwer’ın filmi kotarırken yaptıkları işbölümü çok başarılı sonuç vermiş. Yönetmenler sorumlu oldukları dönemleri başarıyla perdeye yansıtıyorlar ve tüm zamanlar arasında olağanüstü bir bütünlük sağlıyorlar. Filmin üç ayrı yönetmenin elinden çıktığına inanmak çok zor.

         Hikayenin temelini özümsediğimizde, her oyuncunun neden birçok farklı karakteri canlandırdığını da kavrıyoruz ve bu tercihin en son teknoloji ve makyaj yöntemleriyle perdeye yansımasını keyifle izliyoruz. Tom Hanks tüm karakterlerde harika, romantik komik Hugh Grant’ı daha önce hiç kötü adam olarak görmemişken Bulut Atlası’nda birden çok kötü adam haliyle görmek çok keyifli, Hugo Weaving’in Hemşire Noakes’ı şaşırtıcı.

         Son tahlilde Bulut Atlası, özellikle kitabını okuyanların, ayrıntıları keşfetmek için tekrar tekrar izleyeceği, üç yetenekli yönetmenin ortak dehasıyla ortaya çıkmış, her seyirciye hitap etmeyen, epik bir güzellik.